{“title”: “15 Temmuz Çatı Davasında Sanıklar Hakkında Son Karar Açıklandı”, “content”: “
15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen demokratik hükümetin devrilmesine yönelik darbe girişimiyle ilgili olarak gerçekleşen ve geniş yankı uyandıran Genelkurmay çatı davasında yeni bir aşamaya gelindi. Yargıtay’ın bozma kararının ardından, mahkeme yeniden yargılamasına karar verdiği 139 sanık hakkında nihai hüküm açıklandı. Bu sanıklar arasında 4’ü firari olmak üzere toplam 139 kişi bulunuyor. Bu kapsamda mahkeme, olaylara katılım gösteren ve çeşitli suçlardan yargılanan bireylerin duruşmalarını detaylandırarak kararını verdi.
Yeniden yargılamanın ardından beyanların alınmasının ardından mahkeme, tutuksuz sanık Murat Pekgüler hakkında ciddi cezalar kararlaştırdı. Pekgüler, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve kasten öldürme suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca, kasten öldürmeye teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından toplam 368 yıl 4 ay hapis cezası aldı. Aynı şekilde, tutuksuz sanık Okan Kurt da bu suçlamalar kapsamında 13 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilerek tutuklandı. Bu kararlar, darbe girişiminin mali ve politik etkilerinin yanı sıra, olaylara aktif katılım gösterenlerin hukuki sorumluluklarının devam ettiğini gösteriyor.
Öte yandan, mahkeme birçok yüksek rütbeli askeri personel de dahil olmak üzere önemli isimler hakkında da kararlar verdi. Eski Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Mehmet Partigöç ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyesi orgeneral Akın Öztürk’ün içinde bulunduğu 17 sanık, “kasten öldürme” suçundan 2’şer kez müebbet ve “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 16’şar yıl hapis ile cezalandırıldı. Ayrıca, diğer sanıkların da çeşitli suçlardan ağırlaştırılmış müebbet ve uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldığı görüldü. Mahkemenin, yakalama kararlarını bekleyen bazı sanıklar hakkında ise dosyaların ayrılmasına hükmettiği ve soruşturmanın devam ettiği bildirildi. Bu kararlar, darbe girişimiyle ilgili yargı sürecinin hukuki boyutunun ne denli önemli ve ciddi olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.”}
